Martin Wolf: Çin, Trump'ın küresel etkisini fırsata çeviriyor

PAYLAŞ
Martin Wolf: Çin, Trump'ın küresel etkisini fırsata çeviriyor

Financial Times yazarı Martin Wolf, son iki haftada yaptığı Pekin ve Hong Kong ziyaretlerinden edindiği izlenimleri kaleme aldı. Wolf’a göre günümüz dünyasında ABD, gerici bir devrimci güç olarak hareket ederken, Çin statükoyu korumaya çalışan bir ülke konumunda. Bu bağlamda Avrupa Birliği (AB) ile Çin'in önemli ortak noktaları bulunduğunu vurguluyor.

Wolf, Çinli yöneticilerin mevcut küresel düzeni ve ülkelerinin gidişatını genel olarak olumlu gördüğünü, buna karşın AB’nin aynı ölçüde rahat olmadığını belirtiyor. Avrupa elitlerinin ekonomik ve güvenlik tehditlerinin farkında olduklarını ve değişim ihtiyacının bilincinde bulunduklarını ifade ediyor. Ancak Avrupa için ABD Başkanı Donald Trump’ın dünyayı sürüklemeye çalıştığı kaotik ortamdan kaçınmak öncelikli bir hedef.

Wolf’un görüşüne göre Çinliler, ABD’de yaşananları kendi tarihleriyle bağlantılı bir şekilde yorumluyor. Çinli muhatapları, Trump’ın iktidara geliş sürecini ve ülkede yarattığı siyasi hareketi, Mao Zedong’un 1960’larda başlattığı Kültürel Devrim’e benzetiyor. O dönemde Mao, ülkenin bürokratik ve kültürel elitlerine karşı bir savaş açmıştı. Trump da benzer şekilde ABD’nin kurulu düzenine ve elit kesimlerine karşı bir mücadele yürütüyor. Günümüz Çin elitlerinin büyük kısmı Kültürel Devrim’in etkilerinden olumsuz etkilendiği için Trump’ın hareketine de sıcak bakmıyor.

1980’ler ve 1990’larda Çin’den Batı’ya göç eden elitlerin Batı’daki hukuk, özgürlük ve bilim anlayışına hayranlık duyduklarını belirten Wolf, Trump dönemiyle birlikte bu değerlerin aşınmaya başlamasının Çinliler için hayal kırıklığı yarattığını aktarıyor. ABD’nin kendi ideallerine ihanet ettiğine dair bir algının sadece Çin'de değil, dünyanın pek çok bölgesinde yaygınlaştığını öne sürüyor.

Wolf’a göre Trump’ın kaotik politikalarının Çin açısından faydaları da var. ABD Başkanı’nın müttefikleriyle yaşadığı gerilimler, Washington’un küresel güvenilirliğini zayıflatıyor. Kanada ile yaşanan ekonomik anlaşmazlıklar ve Japonya ile Güney Kore gibi kritik müttefiklerle ilişkilerdeki kırılganlık, Çin'in bölgede daha güçlü bir konuma gelmesine zemin hazırlıyor. Wolf, Çin’in hızla büyüyen askeri ve ekonomik gücüyle Asya-Pasifik’te baskın güç olacağını savunuyor. Avrupa'nın da ABD tarafından ihmal edildiğini hissettiği için Çin ile daha sıcak ilişkiler geliştirebileceğini belirtiyor.

Çin’in teknoloji ve ekonomi alanındaki ilerlemeleri de Wolf’un yazısında önemli bir yer tutuyor. Pekin’in son dönemde yapay zeka ve temiz enerji alanındaki hâkimiyeti, Çinlilere büyük bir güven kazandırmış durumda. Wolf, Çin’in en büyük ekonomik zorluklarından birinin talep yetersizliği olduğunu, ancak bunun yapısal reformlarla aşılabileceğini düşünüyor. Çin’in geçmişte büyük tasarruflarını verimli yatırımlara yönlendirebildiğini ancak bugün yatırım getirilerinin düştüğünü ifade ediyor. Gayrimenkul sektörü ve altyapıya dayalı büyüme modelinin artık sürdürülebilir olmadığını vurguluyor.

ABD’nin korumacı ticaret politikalarının Çin ihracatına darbe vuracağını belirten Wolf, Avrupa’nın da ABD’nin izinden giderek Çin’den gelen mallara karşı önlemler alabileceğini öne sürüyor. Ancak Pekin yönetiminin tüketim odaklı bir ekonomik modele geçiş yaparak bu riskleri yönetmeye çalıştığını dile getiriyor.

Wolf, Trump yönetiminin Çin’e yönelik sert tutumuna rağmen Pekin’de hakim olan görüşün, ABD’nin Çin’in yükselişini durduramayacağı yönünde olduğunu aktarıyor. ABD’nin küresel itibarının zedelendiği bir ortamda, Çin’in bu boşluğu doldurabileceği düşüncesinin giderek güçlendiğini belirtiyor. Ancak Wolf, Çin’in küresel liderlik iddiasına rağmen asıl sınavının kendi iç dinamikleri olacağını vurguluyor.